Üzerine zamanında çok düşündüğüm ama aslında hayatımda belirli nedenlerden dolayı toparlayamadığım bir konudur “ÇOK”. Evet bildiğiniz çok, yani fazla. Peki neden ve nedir bu çokun hikayesi. Şöyle efendim…

Bişeyleri anlatma derdin var aslında. Evet çok özlemişsin. Ama çok.. ve üzerine bas basa seni ÇOK özledim diyorsun. Halbuki daha ondan ilk uzak kalışın ve aslında daha önce de bişey paylaşmadın. Galiba hayatımıza yeni giren biri ve gerçekten eksikliğini hissedecek kadar yer edinmemiş. Ama özlemin ÇOK. Samimiyetsiz olanca…

Veya ÇOK kızmışsın. Nesine kızıyorsun daha 3 gün önce yoktu hayatında ve gerçekten umrunda değil. Kaybolup gitse 4. gün hatırlamayacaksın bile ama kızma şiddettin ÇOK. Hatalı bir davranışı var besbelli ama senin üzerinde herhangi bir sorumluluğu yok. Biraraya gelsen fikir yürütürken bile çekineceğin haldesin ama kızmayı ÇOK ÇOK yapıyorsun.

Aynı şekilde ÇOK meraklanmışsın.  O kadar merkalanmışsın ki yerinde duramıyorsun. Evet evet bu sende bir yandan sinir de yapıyor ama bir türlü beklediğin haber gelmiyor. Aslında haberi yanlış insandan bekler gibisin ve farkında değilsin. Üzgünüm yine ÇOK’Lu bir merak ama yine galiba değersiz bir iletişim içerisindesin.

Böyle belki bir sürü ÇOK ‘lu fikir üretebilirsin. Samimiyetsiz geliyor bana. Oldukça samimiyetsiz… İlişkilerimiz öyle bir hal almış ki epi topu 3 gün yaşadığımız için içindeki duyguların hepsini de ÇOK’Lu yaşıyoruz. komik…

Ha bu arada bi de ÇOK seviyormuşsun.. Önce bi doğru dürüst sev de, ÇOK’u sonraya kalsın…

Sağlıcakla