Evet şöyle bir güzel yağmur yağsa, her yer gri ve ıslak olsa ve ne varsa içimde dışımda yıkayıp bi götürse… Sıcaklardan bunaldığım doğrudur. Ancak yağmurun yağmasını asıl isteme nedenim değildir. Karamsar bir dönemden geçtiğimdendir sanırım herşeye karşı aykırı bir duruşum var. Hoşnut değilim aslında ama asıl tehlike bu durumdan şikayetçi olup olmamam değil, bu karamsar dönemin bende bıraktığı yalnızlık olgusuna alışıyor olmam. Evet adım adım damla damla yalnızlığa alışıyor gibiyim.

Bi kaç arkadaşım ile bu konuyu paylaştığımda, ne yazık ki aynı dönemden geçtiklerini ve bu yalnızlığın ilk baştan zor sonrasında ise vazgeçilmez olduğundan bahsettiler. Amerika’yı yeniden keşfetmek değil amacım, ben de aynı çukurlara düşeceğim. Besbelli…

Ama bu kadar vazgeçilmez mi bu yalnızlık..!?! Bu kadar güzel mi?! veya bu kadar bulunmayan mı? Bu soruların cevaplarını bilmiyorum. Keşfetmek istiyor muyum onu da bilmiyorum.

On yılın ardından artık değiştiremediğini söylemişti arkadaşım. Vazgeçmenin çok zor olduğunu ve bu on yıl içinde kendi oluşturduğu kalıpların dışına çıkamadığını ve ördüğü duvarların ona mutluluk verdiğini… Bir arkadaşı olduğunda ise çokça bocalayıp, en sonunda da mutsuz olduğunu..

Bana ne diyemedim bana anlatırken zira hemen hemen aynı yola doğru gittiğimizi hissediyorum. Son zamanlarda kafama takılan asıl konu bu. Ve sanırım bir yağmur bekliyorum… Gökten veya gözden olmasının çok önem yok… Biraz beni temizlesin, iliklerime kadar işlesin yeter…